|
Categoría |
Inglés |
Turco |
|
| General |
|
| 1 |
General |
do-it-yourselfer n. |
tamir işlerini kendi yapan kimse |
|
| 2 |
General |
do-it-yourself n. |
birinin kendi başına yapabileceği şey (şey) |
|
| 3 |
General |
do-it-all inventor n. |
elinden her iş gelen mucit |
|
| 4 |
General |
do-it-yourself n. |
birinin kendi başına monte edebileceği (şey) |
|
| 5 |
General |
do-it-all inventor n. |
herşeyi yapan mucit |
|
| 6 |
General |
how-to-do-it book n. |
el kitabı |
|
| 7 |
General |
do-it-yourself n. |
kendin yap |
|
| 8 |
General |
do-it-yourself project n. |
kendin yap projesi |
|
| 9 |
General |
make it do v. |
idare etmek |
|
|
|
| 10 |
General |
vow not to do it again v. |
tövbe etmek |
|
| 11 |
General |
consider it necessary (to do sth) v. |
gerekli görmek |
|
| 12 |
General |
make it possible (for somebody) to do something v. |
zemin sunmak |
|
| 13 |
General |
do-it-yourself adj. |
yardımsız yapılabilen |
|
| 14 |
General |
do-it-yourself adj. |
amatör işler için tasarlanmış |
|
| 15 |
General |
do-it-yourself adj. |
hobi amaçlı üretilmiş |
|
| 16 |
General |
do-it-yourself adj. |
amatörce yapılan |
|
| Phrases |
|
| 17 |
Phrases |
do it today or regret it tomorrow n. |
bugün yap yoksa yarın pişman olursun |
|
| 18 |
Phrases |
it's never too late to do well expr. |
iyi yapmak için hiçbir zaman çok geç değildir |
|
| 19 |
Phrases |
do it like you mean it expr. |
hakkını vererek yap |
|
| 20 |
Phrases |
what more do you want - jam on it? expr. |
buldun da bunama |
|
| 21 |
Phrases |
it's the least I can do expr. |
lafı mı olur, rica ederim |
|
| 22 |
Phrases |
it will never do! expr. |
olur iş değil! |
|
| 23 |
Phrases |
it will never do! expr. |
olacak iş mi bu! |
|
| 24 |
Phrases |
it will never do! expr. |
olacak iş değil! |
|
| 25 |
Phrases |
it would never do! expr. |
olacak iş mi bu! |
|
| 26 |
Phrases |
it would never do! expr. |
olur iş değil! |
|
| 27 |
Phrases |
it would never do! expr. |
olacak iş değil! |
|
| 28 |
Phrases |
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. |
(bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok |
|
| 29 |
Phrases |
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. |
(bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil |
|
|
|
| 30 |
Phrases |
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. |
(bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil |
|
| 31 |
Phrases |
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. |
(bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok |
|
| 32 |
Phrases |
what do you call it expr. |
adını unuttuğum o kadın/adam/şey |
|
| 33 |
Phrases |
what do you call it expr. |
ne diyorsunuz ona, işte o |
|
| 34 |
Phrases |
what do you call it expr. |
adını unuttum şimdi, hani …, işte o |
|
| 35 |
Phrases |
what do you call it expr. |
adı neydi |
|
| 36 |
Phrases |
it's no crime to (do something) expr. |
suç değil ya |
|
| 37 |
Phrases |
it's no crime to (do something) expr. |
(bir şey yapmak) suç değil |
|
| 38 |
Phrases |
it takes two (to do something) expr. |
(kavga etmek/anlaşmak) iki kişi gerektirir |
|
| 39 |
Phrases |
it doesn't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeyi yapmanın) zararı yok |
|
| 40 |
Phrases |
it wouldn't do (someone) any harm (to do something) expr. |
(bir şeyi yapmasında) bir sakınca yok |
|
| 41 |
Phrases |
it doesn't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeyi yapmakta) bir mahzur yok |
|
| 42 |
Phrases |
it wouldn't do (someone) any harm (to do something) expr. |
(bir şeyi yapmanın) zararı olmaz |
|
| 43 |
Phrases |
it doesn't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeyi yapmakta) bir sakınca yok |
|
| 44 |
Phrases |
it takes two (to do something) expr. |
(kavga etmek/anlaşmak) iki kişiliktir |
|
| 45 |
Phrases |
it takes two (to do something) expr. |
(kavga etmek/anlaşmak) iki taraflıdır |
|
| 46 |
Phrases |
it wouldn't do (someone) any harm (to do something) expr. |
(bir şeyi yapmanın) zararı yok |
|
| 47 |
Phrases |
it wouldn't do (someone) any harm (to do something) expr. |
(bir şeyi yapmasında) bir mahzur yok |
|
| 48 |
Phrases |
it doesn't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeyi yapmakta) beis yok |
|
| 49 |
Phrases |
it takes two (to do something) expr. |
(iyi geçim/kavga etmek) iki baştan olur |
|
| 50 |
Phrases |
it wouldn't do (someone) any harm (to do something) expr. |
(bir şeyi yapmasında) beis yok |
|
| 51 |
Phrases |
it doesn't hurt to (have or do something) expr. |
(bir şeyi yapmanın) zararı olmaz |
|
| 52 |
Phrases |
far be it from me to do something, but... expr. |
bir şey yapmak bana göre değil, fakat ... |
|
| 53 |
Phrases |
far be it from me to do something, but... expr. |
bir şey yapmak bana uygun değil, fakat ... |
|
| 54 |
Phrases |
far be it from me to do something, but... expr. |
bir şey yapmak benim işim değil, fakat ... |
|
| 55 |
Phrases |
far be it from (one) to (do something) expr. |
(bir şey yapmak birine) uygun değil |
|
| 56 |
Phrases |
far be it from (one) to (do something) expr. |
(bir şey yapmak birine) göre değil |
|
| 57 |
Phrases |
far be it from (one) to (do something) expr. |
(bir şey yapmak birine) düşmez |
|
| 58 |
Phrases |
far be it from me to do something, but... expr. |
bir şey yapmak benim üstüme vazife değil, fakat … |
|
| 59 |
Phrases |
far be it from me to do something, but... expr. |
bir şey yapmak bana düşmez, fakat ... |
|
| 60 |
Phrases |
far be it from (one) to (do something) expr. |
(bir şey yapmak birinin) üstüne vazife değil |
|
| 61 |
Phrases |
far be it from (one) to (do something) expr. |
(bir şey yapmak birinin) işi değil |
|
| Proverb |
|
| 62 |
Proverb |
if you want a thing done well do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 63 |
Proverb |
if you want a thing done well do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 64 |
Proverb |
if you want something done well, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 65 |
Proverb |
if you want something done right, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 66 |
Proverb |
if you want a thing done well/right, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 67 |
Proverb |
if you want something done well, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 68 |
Proverb |
if you want something done well/right, do it yourself |
bir şey iyi/doğru yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 69 |
Proverb |
if you want something done well, do it yourself |
bir iş iyi yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
|
|
| 70 |
Proverb |
if you want it done well, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 71 |
Proverb |
if you want a thing done well/right, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 72 |
Proverb |
if you want it done well, do it yourself |
bir iş iyi yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 73 |
Proverb |
if you want it done well, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 74 |
Proverb |
if you want it done right, do it yourself |
bir şey doğru/doğru düzgün yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 75 |
Proverb |
if you want a thing done well/right, do it yourself |
bir şey iyi/doğru yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 76 |
Proverb |
if you want it done right, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 77 |
Proverb |
if you want something done well/right, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 78 |
Proverb |
if you want something done well/right, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 79 |
Proverb |
if you want something done right, do it yourself |
bir şey doğru/doğru düzgün yapılsın istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| 80 |
Proverb |
if you want it done right, do it yourself |
kendi ununu kendin öğüt |
|
| 81 |
Proverb |
if you want something done right, do it yourself |
bir şeyi adamakıllı yapmak istiyorsan kendin yapacaksın |
|
| Colloquial |
|
| 82 |
Colloquial |
do it tough v. |
zorlukla ayakta durmak |
|
| 83 |
Colloquial |
do it with mirrors v. |
kimseye çaktırmadan yapmak |
|
| 84 |
Colloquial |
do it with mirrors v. |
kimseye görünmeden yapmak |
|
| 85 |
Colloquial |
do it with mirrors v. |
(sihirbazlık numarasını) aynalarla yapmak |
|
| 86 |
Colloquial |
do it tough v. |
zor durumda olmak |
|
| 87 |
Colloquial |
do it tough v. |
zorluk içinde yaşamak |
|
| 88 |
Colloquial |
do it tough v. |
zorlukla geçinmek |
|
| 89 |
Colloquial |
owe it to (someone or oneself) to (do something) v. |
(bir şey yapmayı birine veya kendine) borçlu olmak |
|
| 90 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapma potansiyeli olmak |
|
| 91 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapma yeteneğini içinde barındırmak |
|
| 92 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapma becerisine sahip olmak |
|
| 93 |
Colloquial |
have it in you (to do something) v. |
(bir şey yapma) yeteneği olmak |
|
| 94 |
Colloquial |
have it in mind to do something v. |
bir şey yapmak aklında olmak |
|
| 95 |
Colloquial |
have it in mind to do something v. |
bir şey yapmaya niyeti olmak |
|
| 96 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapma kapasitesi olmak |
|
| 97 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma potansiyeli olmak |
|
| 98 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapma yeteneği olmak |
|
| 99 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapmak birinin içinde olmak |
|
| 100 |
Colloquial |
have it in you (to do something) v. |
(bir şey yapma) becerisi içinde olmak |
|
| 101 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
birinin bir şey yapma yeteneği olmak |
|
| 102 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapma potansiyeli olmak |
|
| 103 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma kapasitesi olmak |
|
| 104 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapma yeteneğini içinde barındırmak |
|
| 105 |
Colloquial |
have it in you (to do something) v. |
(bir şey yapma) yeteneğini içinde barındırmak |
|
| 106 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapma yeteneği olmak |
|
| 107 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma yeteneğini içinde barındırmak |
|
| 108 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma becerisine sahip olmak |
|
| 109 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapma becerisine sahip olmak |
|
| 110 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma becerisi birinin içinde olmak |
|
| 111 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma yeteneği olmak |
|
| 112 |
Colloquial |
have it in one to do v. |
yapma kapasitesi olmak |
|
| 113 |
Colloquial |
have it in mind to do something v. |
bir şey yapmayı düşünmek |
|
| 114 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma becerisine sahip olmak |
|
| 115 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapmak birinin içinde olmak |
|
| 116 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma potansiyeli olmak |
|
| 117 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma yeteneğini içinde barındırmak |
|
| 118 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma yeteneği olmak |
|
| 119 |
Colloquial |
have it in you to do something v. |
bir şey yapmak birinin içinde olmak |
|
| 120 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapma becerisi içinde olmak |
|
| 121 |
Colloquial |
have it in one to do something v. |
bir şey yapma kapasitesi olmak |
|
| 122 |
Colloquial |
have (got) it in you to do something v. |
bir şey yapmak birinin içinde olmak |
|
| 123 |
Colloquial |
over do it v. |
işleri abartmak |
|
| 124 |
Colloquial |
over do it v. |
aşırıya kaçmak |
|
| 125 |
Colloquial |
over do it v. |
gereğinden fazla yapmak |
|
| 126 |
Colloquial |
somebody had to do it expr. |
birinin bunu yapması gerekiyordu |
|
| 127 |
Colloquial |
let someone else do it expr. |
bırak bir başkası yapsın |
|
| 128 |
Colloquial |
let someone else do it expr. |
bırak başka biri yapsın |
|
| 129 |
Colloquial |
come on you can do it expr. |
haydi bunu yapabilirsin |
|
| 130 |
Colloquial |
well do it then expr. |
yap o halde |
|
| 131 |
Colloquial |
well do it then expr. |
öyleyse yap da görelim |
|
| 132 |
Colloquial |
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. |
(bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil |
|
| 133 |
Colloquial |
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. |
(bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok |
|
| 134 |
Colloquial |
it’s one thing to do a, it’s (quite) another (thing) to do b expr. |
(o) farklı şey (bu) farklı şey |
|
| 135 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
işte o, adını unuttuğum şu kadın/adam/şey |
|
| 136 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
hani şu … |
|
| 137 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
adını unuttum şimdi |
|
| 138 |
Colloquial |
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. |
(bir şeyi yapmak) hadi neyse de (diğerinin) mümkünatı yok |
|
| 139 |
Colloquial |
that should do it expr. |
bitmiş olmalı |
|
| 140 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
her ne karın ağrısıysa |
|
| 141 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
her ne zıkkımsa |
|
| 142 |
Colloquial |
it's no crime to (do something) expr. |
(bir şey yapmak) yasak değil |
|
| 143 |
Colloquial |
that should do it expr. |
sanırım bitti |
|
| 144 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
işte o, ne diyorsunuz ona |
|
| 145 |
Colloquial |
it's one thing to (do something), it's another to (do something else) expr. |
(bir şeyi yapmak) kabul edilebilir ama (diğerini) kabul etmek mümkün değil |
|
| 146 |
Colloquial |
it’s a hundred to one that somebody/something will not do something expr. |
bire yüz veririm ki (biri bir şeyi yapmayacak) |
|
| 147 |
Colloquial |
that should do it expr. |
bu yeterli olmalı |
|
| 148 |
Colloquial |
what do you call it expr. |
adı neydi |
|
| 149 |
Colloquial |
that should do it expr. |
sanırım oldu |
|
| 150 |
Colloquial |
that should do it expr. |
olmuş olmalı |
|